Adam bir haftanın yorgunluğundan sonra, pazar sabahı kalktığında
keyifle eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde
oturacağını hayal ediyordu.
Tam bunları düşünürken, oğlu koşarak geldi ve parka ne zaman
gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti, bu hafta sonu onu
parka götürecekti. Ama içinden hiç dışarı çıkmak gelmiyordu, bir
bahane uydurması lazımdı.
Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne
ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna uzattı.
Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni parka götüreceğim! dedi.
Ve düşündü: Oh be kurtuldum en iyi coğrafya profösörü gelse bile
bu haritayı akşama kadar düzeltemez.
Aradan 10 dk. sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi: Babacığım
haritayı düzeltim. Artık parka gidebiliriz. Dedi.
Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğündede hayretler
içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu.
Çocuk şu ibretlik açıklamayı yaptı: Bana verdiğin haritanın arkasında
bir insan vardı. İnsanı düzeltiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti!
16 Haziran 2009 Salı
Hoca ile Köpeğin Hikayesi
Vaktiyle bir adam, Cendli hocanın meclisine gelip pervasızca :
"Sen mi daha yücesin, yoksa şu köpek mi?" diye sordu.
Orada bulunan müridler, adamın üzerine yürüyüp herifi paramparça etmek istediler. Fakat Hoca Efendi, onları bu işi yapmaktan menetti; adama dedi ki:
"Evladım takdir-i ilahi nedir bilmem! Kaza ve kader malumum değil. Ne söyleyeyim, sana ne cevap vereyim bilmem? Eğer bir hırsızdan imanımı kurtarabiliyorsam bir köpekten yüceyim demektir. Yok eğer bir hırsızdan imanımı kurtaramıyorsam bu köpeğin kılı olmak benim için en büyük yüceliktir."
"Sen mi daha yücesin, yoksa şu köpek mi?" diye sordu.
Orada bulunan müridler, adamın üzerine yürüyüp herifi paramparça etmek istediler. Fakat Hoca Efendi, onları bu işi yapmaktan menetti; adama dedi ki:
"Evladım takdir-i ilahi nedir bilmem! Kaza ve kader malumum değil. Ne söyleyeyim, sana ne cevap vereyim bilmem? Eğer bir hırsızdan imanımı kurtarabiliyorsam bir köpekten yüceyim demektir. Yok eğer bir hırsızdan imanımı kurtaramıyorsam bu köpeğin kılı olmak benim için en büyük yüceliktir."
Ey kardeşim! Mademki önündeki perde açılmamıştır, öyleyse kendini köpekten kıl kadar bile üstün tutma. Evet, köpek yolda toza, toprağa bulanmıştır belki, ama unutma ki seninle aynı makamdadır.
Endonezya'nın Müslüman Oluş Hikayesi
Abbasi halifelerinin beşincisi Harun Reşid sarayının bahçesindeki bir gül fidanını çok beğenir. Yaprağı kokusu görünüşüyle dikkatini çeken gülü özel bakıma alması için bahçıvana emir verir.
Bahçıvan üzerine titremeye başlar gülün. Ne var ki sakınan göze çöp batar derler ya. Aynen öyle olur. Bir sabah bahçıvan gelip bakar ki gülün dalına konan bir bülbül ne kadar yaprak varsa hepsini gagalayarak yere düşürmüş. Tek yaprak bırakmamış gülün başında... Korku içinde koşar halifeye:
- Sultanım der üzerine titrediğimiz gülün yapraklarını bir bülbül gagalayarak yere dökmüş tek yaprak bırakmamış gülün başında... Harun Reşid telaş etmeden cevap verir:
- Üzülme efendi üzülme der. Bülbülün yaptığı yanına kalmaz!.
Rahat bir nefes alan bahçıvan işine döner. Bir gün bakar ki bir yılan yaprakları düşüren bülbülü yakalamış yutmak üzere otların arasında kayıp gidiyor. Heyecanla yine halifeye gelir:
- Sultanım der bülbülü bir yılan yakalamış yutarken gördüm.
Sultan yine telaşsız:
- Merak etme efendi der yılanın yaptığı da yanına kalmaz!.
Bahçıvan yine işine döner... Bir ara bahçede çalışırken otların arasında yılanı görür. Hemen elindeki küreğiyle darbe üstüne darbe indirerek yılanı orada öldürür. Sevinçle geldiği halifeye durumu anlatır:
- Sultanım der bülbülü yakalayan yılanı ben de bahçede otlar arasında yakalayıp küreğimle öldürdüm. Harun Reşid yine sakin:
- Bekle efendi bekle der senin de yaptığın yanına kalmaz!. Nitekim çok geçmez bahçıvan hatalar yapar. Yakalayıp halifenin huzuruna çıkarırlar. Cezalandırılmasını isterler. Halife emrini verir.
-Atın bunu zindana!. Hemen yaka paça zindana doğru götürürken geriye dönen bahçıvan şunları söyler:
-Sultanım der bülbülün yaptığı yanına kalmaz dediniz onu yılan yuttu. Yılanın yaptığı yanına kalmaz dediniz onu da ben öldürdüm.
Şimdi benim yaptığım da yanıma kalmıyor sen zindana attırıyorsun.. Herkesin yaptığı yanına kalmıyor da seninki mi yanına kalacak? Demek sana da bir yapan çıkacak... Öyle ise gel sen bana yapma ki bir başkası da sana yapmasın!..
Harun Reşid doğru söyledin bahçıvan diyerek:
- Bırakın bahçıvanı çiçekleri sulamaya devam etsin!.. Derler ki:
- Sultanımız yaptığı yanına kalır!..
- Hayır der kimsenin yaptığı yanına kalmaz. En ağır şekliyle ahirette ödemeye tehir edilir. Ama gafil insanlar bunun farkına varamaz da yaptığı yanına kaldı sanırlar!..
EvetKimsenin yaptığı yanına kalmaz. Bunda hiç şüpheniz olmasın. Yanına kaldı sanılanlar daha ağırıyla ahirette ödemeye tehir edilirler. Ne var ki gafil insanlar bunun farkına varamaz da yaptığı yanına kaldı sanırlar.
Bahçıvan üzerine titremeye başlar gülün. Ne var ki sakınan göze çöp batar derler ya. Aynen öyle olur. Bir sabah bahçıvan gelip bakar ki gülün dalına konan bir bülbül ne kadar yaprak varsa hepsini gagalayarak yere düşürmüş. Tek yaprak bırakmamış gülün başında... Korku içinde koşar halifeye:
- Sultanım der üzerine titrediğimiz gülün yapraklarını bir bülbül gagalayarak yere dökmüş tek yaprak bırakmamış gülün başında... Harun Reşid telaş etmeden cevap verir:
- Üzülme efendi üzülme der. Bülbülün yaptığı yanına kalmaz!.
Rahat bir nefes alan bahçıvan işine döner. Bir gün bakar ki bir yılan yaprakları düşüren bülbülü yakalamış yutmak üzere otların arasında kayıp gidiyor. Heyecanla yine halifeye gelir:
- Sultanım der bülbülü bir yılan yakalamış yutarken gördüm.
Sultan yine telaşsız:
- Merak etme efendi der yılanın yaptığı da yanına kalmaz!.
Bahçıvan yine işine döner... Bir ara bahçede çalışırken otların arasında yılanı görür. Hemen elindeki küreğiyle darbe üstüne darbe indirerek yılanı orada öldürür. Sevinçle geldiği halifeye durumu anlatır:
- Sultanım der bülbülü yakalayan yılanı ben de bahçede otlar arasında yakalayıp küreğimle öldürdüm. Harun Reşid yine sakin:
- Bekle efendi bekle der senin de yaptığın yanına kalmaz!. Nitekim çok geçmez bahçıvan hatalar yapar. Yakalayıp halifenin huzuruna çıkarırlar. Cezalandırılmasını isterler. Halife emrini verir.
-Atın bunu zindana!. Hemen yaka paça zindana doğru götürürken geriye dönen bahçıvan şunları söyler:
-Sultanım der bülbülün yaptığı yanına kalmaz dediniz onu yılan yuttu. Yılanın yaptığı yanına kalmaz dediniz onu da ben öldürdüm.
Şimdi benim yaptığım da yanıma kalmıyor sen zindana attırıyorsun.. Herkesin yaptığı yanına kalmıyor da seninki mi yanına kalacak? Demek sana da bir yapan çıkacak... Öyle ise gel sen bana yapma ki bir başkası da sana yapmasın!..
Harun Reşid doğru söyledin bahçıvan diyerek:
- Bırakın bahçıvanı çiçekleri sulamaya devam etsin!.. Derler ki:
- Sultanımız yaptığı yanına kalır!..
- Hayır der kimsenin yaptığı yanına kalmaz. En ağır şekliyle ahirette ödemeye tehir edilir. Ama gafil insanlar bunun farkına varamaz da yaptığı yanına kaldı sanırlar!..
EvetKimsenin yaptığı yanına kalmaz. Bunda hiç şüpheniz olmasın. Yanına kaldı sanılanlar daha ağırıyla ahirette ödemeye tehir edilirler. Ne var ki gafil insanlar bunun farkına varamaz da yaptığı yanına kaldı sanırlar.
Çocuklarımızı Unuttuk mu? | Anektod
Adam eve döndüğünde 5 yaşındaki kızını kapının önünde beklerken bulur. Çocuk babasına sorar:
- Hoş geldin babacığım. Sen bir saatte ne kadar para kazanıyorsun?
Yorgun gelen adam sertçe cevap verir:
- Bu senin işin değil!
- Babacığım lütfen.
- Ne olacak? 20 YTL.
- Peki bana 10 YTL borç verir misin?
Adam iyice sinirlenip bağırır:
- Benim senin saçma oyuncaklarına veya başka şeylerine verecek param yok! Hadi derhal odana git!..
Çocuk mahzun mahzun odasına girip kapısını kapatır. Adam sinirli sinirli “Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder?” diye düşünür. Aradan bir müddet geçtikten sonra biraz daha sakinleşir. Çocuğa belki de gerçekten lâzım olduğunu düşünür. Odasına gidip henüz uyuyamamış olan çocuğa der ki:
- Al bakalım istediğin 10 YTL'yi! Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama yorucu bir gün geçirmiştim.
Çocuk sevinçle babasını kucaklar ve; “Teşekkürler babacığım!” diye sevinir. Yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkararak babasının yüzüne bakar ve yavaşça paraları sayar. Bunu gören adam iyice sinirlenerek yine sertçe sorar:
- Paran olduğu hâlde neden benden para istiyorsun?
- Babacığım yeterince yoktu.
Bu sırada elindeki paraları babasına uzatarak son sözünü söyler:
- İşte 20 YTL babacığım. Bir saatini bana ayırır mısın?
- Hoş geldin babacığım. Sen bir saatte ne kadar para kazanıyorsun?
Yorgun gelen adam sertçe cevap verir:
- Bu senin işin değil!
- Babacığım lütfen.
- Ne olacak? 20 YTL.
- Peki bana 10 YTL borç verir misin?
Adam iyice sinirlenip bağırır:
- Benim senin saçma oyuncaklarına veya başka şeylerine verecek param yok! Hadi derhal odana git!..
Çocuk mahzun mahzun odasına girip kapısını kapatır. Adam sinirli sinirli “Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder?” diye düşünür. Aradan bir müddet geçtikten sonra biraz daha sakinleşir. Çocuğa belki de gerçekten lâzım olduğunu düşünür. Odasına gidip henüz uyuyamamış olan çocuğa der ki:
- Al bakalım istediğin 10 YTL'yi! Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama yorucu bir gün geçirmiştim.
Çocuk sevinçle babasını kucaklar ve; “Teşekkürler babacığım!” diye sevinir. Yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkararak babasının yüzüne bakar ve yavaşça paraları sayar. Bunu gören adam iyice sinirlenerek yine sertçe sorar:
- Paran olduğu hâlde neden benden para istiyorsun?
- Babacığım yeterince yoktu.
Bu sırada elindeki paraları babasına uzatarak son sözünü söyler:
- İşte 20 YTL babacığım. Bir saatini bana ayırır mısın?
Kapkaçcı Kuş'un Tuhaf İyiliği | Anektod
Mısır’da büyük kadın velilerden Seyyide Nefise (ö.208/823-Kahire) zamanında dört yetim kız anası bir kadıncağız vardı. Eğirdikleri iplikleri cumadan cumaya pazarda satarak geçimlerini sağlıyorlardı. Bu kadın bir gün satmak için kırmızı bir bohçaya sardığı iplik yumağını pazara götürürken, yukarıdan süzülen büyük bir kuş yumağı kadının elinden kapıp havalanıverdi! Bunu gören
kadın üzüntüden baygınlık geçirdi. Ayıldığı zaman çevresindekilerin tavsiyesi üzerine sıkıntısını arzetmek için Seyyide Nefise Hazretleri’nin huzuruna çıktı. Kapkaç yapan kuşla macerasını anlattı ve ondan dua istedi. O da dua edip Allah’tan yardım istedikten sonra: “Otur, Allah her şeye kadirdir..” dedi.
Dertli kadın ferahlık beklentisiyle oturdu, fakat çocuklarının aç kalması endişesiyle gönlünde bir darlık vardı. Bir müddet sonra bir topluluk çıkıp geldi ve şöyle dediler:
- Biz şaşılacak bir işle karşılaştık. Bir süredir deniz yolculuğu yapıyorduk. Sağ salim memleketinize yaklaştığımız sırada, açılan bir gedikten gemi su almaya başladı. Gediği kapatmaya çalıştıksa da güç yetiremedik. Bir de gördük ki, üstümüze inen bir kuş, içinde iplik yumağı bulunan kırmızı bir bohça bıraktı. Allah’ın izniyle onunla çatlağı kapattık. Kurtuluşumuza şükür olarak, size beşyüz dinar (altın para) getirdik.
Bu sırada Seyyide Nefise Hazretleri ağladı: “İlâhi, sen kullarına ne kadar merhametli ve lütufkârsın!” dedi. Sonra iplik sahibi kadına ipliği kaça satmak istediğini sordu. O da: “Yirmi dirhem (gümüş para)” dedi. Seyyide beş yüz dinarı ona teslim etti. Kadıncağız parayı alıp kızlarına geldi ve olanları haber verdi. Onlar da iplik işlerini bırakarak Seyyide Nefise’ye geldiler, onun elini öpüp hizmetine girdiler.
Seyyide Hazretleri Mısır’da vefat edince, kocası cenazesini halkın arzusu hilafına Medine’ye götürmek istemiş. Rüyasında Rasul-i Ekrem s.a.v. onu uyarmış: “Mısır halkını üzme, çünkü onun bereketiyle onlara rahmet iner.”
Câmiu Kerâmâti’l-Evliyâ, 2/511-512.
kadın üzüntüden baygınlık geçirdi. Ayıldığı zaman çevresindekilerin tavsiyesi üzerine sıkıntısını arzetmek için Seyyide Nefise Hazretleri’nin huzuruna çıktı. Kapkaç yapan kuşla macerasını anlattı ve ondan dua istedi. O da dua edip Allah’tan yardım istedikten sonra: “Otur, Allah her şeye kadirdir..” dedi.
Dertli kadın ferahlık beklentisiyle oturdu, fakat çocuklarının aç kalması endişesiyle gönlünde bir darlık vardı. Bir müddet sonra bir topluluk çıkıp geldi ve şöyle dediler:
- Biz şaşılacak bir işle karşılaştık. Bir süredir deniz yolculuğu yapıyorduk. Sağ salim memleketinize yaklaştığımız sırada, açılan bir gedikten gemi su almaya başladı. Gediği kapatmaya çalıştıksa da güç yetiremedik. Bir de gördük ki, üstümüze inen bir kuş, içinde iplik yumağı bulunan kırmızı bir bohça bıraktı. Allah’ın izniyle onunla çatlağı kapattık. Kurtuluşumuza şükür olarak, size beşyüz dinar (altın para) getirdik.
Bu sırada Seyyide Nefise Hazretleri ağladı: “İlâhi, sen kullarına ne kadar merhametli ve lütufkârsın!” dedi. Sonra iplik sahibi kadına ipliği kaça satmak istediğini sordu. O da: “Yirmi dirhem (gümüş para)” dedi. Seyyide beş yüz dinarı ona teslim etti. Kadıncağız parayı alıp kızlarına geldi ve olanları haber verdi. Onlar da iplik işlerini bırakarak Seyyide Nefise’ye geldiler, onun elini öpüp hizmetine girdiler.
Seyyide Hazretleri Mısır’da vefat edince, kocası cenazesini halkın arzusu hilafına Medine’ye götürmek istemiş. Rüyasında Rasul-i Ekrem s.a.v. onu uyarmış: “Mısır halkını üzme, çünkü onun bereketiyle onlara rahmet iner.”
Câmiu Kerâmâti’l-Evliyâ, 2/511-512.
Sizden Her Sabah İstenen 8 Şey | İmam-ı Şafii Anektod
İmam-ı Şafii Hazretleri bir sabah namazdan sonra evine dönerken yolda birine rastlar. Adam önce selam verir iyi dilek ve duada bulunduktan sonra da "hayırlı sabahlar" manasında "nasıl sabahladın?" der. Hazret-i imam nasıl sabahladıgını şöyle anlatır:
-Sekiz tane şeyin benden istendigini düşünerek sabahladım!
Adam şaşırır:
-Ya imam kim sizden 8 tane şey istiyebilir? Sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur ki?
Hazreti imam tebessüm ederek meseleyi açar: Bak benden her sabah kimler neler istiyorlar der ve şöyle izah eder:
1)Rabbim benden farzını istiyor,
2)Resulullah benden sünnetini istiyor,
3)Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor,
4)Nefis kendine tabi olmamı istiyor,
5)Şeytan arkasından gitmemi istiyor,
6)Kiramen katibin melekleri iyi şey yazdırmamı istiyor,
7)Geçen günler ihtiyarlanmamı istiyor,
8)Son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor.
İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum.Her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hazret-i şafii'yi dinleyen adam düşünmeye başlar.
Bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: Ya imam bu saydıgın şeyler sadece senden mi isteniyor yoksa bendende isteniyor mu? İmam tebessüm eder :
-Orasını ben diyemem sen düşün !
Adam başını aşağı eğer söylenerek devam eder:
-Meğer her sabah benden neler isteniyormuş da haberim yokmuş. Bende düşünmeliyim bunları!
-Sekiz tane şeyin benden istendigini düşünerek sabahladım!
Adam şaşırır:
-Ya imam kim sizden 8 tane şey istiyebilir? Sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur ki?
Hazreti imam tebessüm ederek meseleyi açar: Bak benden her sabah kimler neler istiyorlar der ve şöyle izah eder:
1)Rabbim benden farzını istiyor,
2)Resulullah benden sünnetini istiyor,
3)Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor,
4)Nefis kendine tabi olmamı istiyor,
5)Şeytan arkasından gitmemi istiyor,
6)Kiramen katibin melekleri iyi şey yazdırmamı istiyor,
7)Geçen günler ihtiyarlanmamı istiyor,
8)Son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor.
İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum.Her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hazret-i şafii'yi dinleyen adam düşünmeye başlar.
Bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: Ya imam bu saydıgın şeyler sadece senden mi isteniyor yoksa bendende isteniyor mu? İmam tebessüm eder :
-Orasını ben diyemem sen düşün !
Adam başını aşağı eğer söylenerek devam eder:
-Meğer her sabah benden neler isteniyormuş da haberim yokmuş. Bende düşünmeliyim bunları!
Mevlana'nın Mesnevi'sinden Bir Hikaye
Bir gün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kuşa rastlar, yol kenarında. Hayli merak eder, bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yaşamak istemediklerini, nasıl olup da bir yabancıyı kendi kardeşlerine yeğlediklerini. Biri karga, biri leylek.. O kadar farklıdır ki kuşlar, ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle.
Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Tâ ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, beraber yaşamaları beklenenlerin yanında tutunamayanlar.
O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan. Topal kuşlar birbirlerinin 'arızalarını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine. En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır. Aynı şekilde zengin, aynı şekilde mesut olanların ortak paydaları sabun köpüğü gibidir, uçar. Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran.
Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Tâ ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, beraber yaşamaları beklenenlerin yanında tutunamayanlar.
O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan. Topal kuşlar birbirlerinin 'arızalarını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine. En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır. Aynı şekilde zengin, aynı şekilde mesut olanların ortak paydaları sabun köpüğü gibidir, uçar. Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)